Bir şeyin, bir yerin, bir kimsenin esas tutulan yüzünün ilerisi; ön
"Karşımdaki kitap rafında eserlerim sırayla duruyor."
Yol, deniz, ırmak vb.nin öbür kıyısı veya yanı; yamaç
"Karşıki kıyıda yün denkleri çıkaran gemiye haykırdık, işaretler ettik."
Bir şeyin esas tutulan yüzünün baktığı yer; ön
"İkisi birden müdürün karşısına çıkarlar."
Bulunan yere göre önde, ileride olan
"Karşı evin kızları. Karşı mahalle."
Ayrı şeyleri temsil edenlerin her birine göre diğeri; alternatif
"İlkin bütün bunların bir emperyalizm numarası olduğunu söyleyerek kesin bir karşı tavır koydu."
... için
"Şair Nabi’nin dünya görüşünde komşulara karşı iyi niyet beslemek, onlara kem gözle bakmamak… önemli yer tutar."
… yaklaşırken, -e doğru
"Yaptığı, düşündüğü her şey sabaha karşı çalan telefonun, beyninde sürekli çınlayan tiz ve madenî sesinin üzerine düşüyor."
Yüzünü bir şeye veya bir yere doğru çevirerek, yönelmiş olarak
"Bahçeye karşı oturmak."
Karşılık olarak; mukabil
"İyiliğe karşı iyilik adalettir. İyiliğe karşı kötülük cinayettir."
“Katında, yanında, nezdinde” anlamlarında eş görevli kelimelerden sonra kullanılan bir söz
"Ele, âleme ve eşe dosta karşı güçlü görünmek gerek."
Tedbir olarak
"Zeytin ağaçlarını diğer meyveli ağaçlar gibi kurda kuşa, böceğe sineğe karşı ilaçlamak da gerekmez."
Aykırı olarak, aykırı düşecek biçimde
"Su yavaş akarken akıntıya karşı yüzebildim, ancak yamaçtaki hızlı akıntıya karşı yüzmeye çalışmam boşa çabaydı."
Paylaş
QR KODU OKUT